10 Ağustos 2014 Pazar

Minyatür Nedir

İki Sevgili
Rıza Abbasi - 1630
Kaynak: wikipedia.com
Minyatür nedir sorusuna verilecek en uygun cevap, pek çoğu küçük boyutlu olan, çok ince bir şekilde detaylandırılarak işlenen resimlere ve bu resimlerin yapıldığı sanat koluna verilen isimdir denilebilir. Çoğu zaman doğuya ait bir sanat dalı olarak anılsa ve tasavvur edilse dahi birçok batılı kaynağa göre batının bu sanat dalında verilen oldukça eski eserlerinin varlığı inkâr edilemez. Doğu ve batıya ait olan minyatür resimler sanatsal anlamda pek fazla farklılık içermese de asıl göze çarpan ayrışma renkler, biçimsel farklılıklar ve konularda olmaktadır. Hem doğu hem de batı ekolünde dinin etkileri işlenen figürlerde ortaya çıkmakta ve eserin menşeine dair fikir verebilmektedir.
Türk minyatür sanatının batıdaki benzerlerinden ayrıldığı noktalardan birisi, çevresinde yer alan süslemelerdir denilebilir. Tezhip adı verilen bu süsleme sanatı, Osmanlı’dan günümüze önemli bir sanat dalı olarak varlığını sürdürmektedir. Doğu ve batı eserlerinin ortak noktası olarak boyutlarının küçüklüğünden söz edilebilir. Bunun sebebi ise daha çok kitap süslemek amacıyla yapılmış olmasından kaynaklanır.
Minyatür kelimesinin kökenine dair en çok üzerinde durulan tez, ortaçağ Avrupa kültürünü temel almaktadır. O devirde el yazması kitaplarda baş harflerin süslü yazılması ve çeşitli şekiller verilmesi yaygın bir adet halinde idi. Süslü yazılan bu harflerin kırmızıya boyanması da yine sık rastlanan bir diğer husus olarak göze çarpmaktadır. Latince minium adıyla anılan, renk tonu son derece güzel, elde edilmesi ve kullanılması oldukça kolay olan kurşun oksit, minyatür kelimesinin çıkış noktası olarak bilinmektedir.
Osmanlı döneminde resim, genellikle nakış veya tasvir olarak adlandırılmaktadır. Minyatür ise çoğunlukla nakış olarak bilinir. Minyatür sanatçıları için ise çoğunlukla resmi yapan veya ressam anlamlarına gelen nakkaş veya musavvir ifadelerinin kullanımı yaygındır.
İnsanlık tarihi içerisinde bulunabilen en eski minyatür örnekleri, papirüslerin üzerine yapılmış olarak Mısır’da bulunan ve M.Ö. 2. Yüzyıla ait olduğu tespit edilenlerdir. Yunan, Roma, Bizans el yazmalarında ve daha sonraları Hristiyanlığın yayılması ile birlikte el yazması İncil süslemelerinde sıklıkla minyatür figürlerine rastlanır. 12. Yüzyıldan sonra Avrupa’da sadece dinsel değil din dışı figürler de işlenmeye başlamıştır. 17. Yüzyılda ise fildişi üzerine yapılanlar ön plana çıkmaya başlamıştır. Bir dönem yaygınlığını kaybederek geleneksel el sanatları formuna dönüşse de Selçuklular Döneminde yeniden ön plana çıkmıştır. O dönemde İran ile ilişkilerdeki yoğunluk bu sanatın İran etkisi altına girmesine neden olmuştur.
Daha sonraları uzun bir süre Osmanlı minyatür sanatı üzerinde de Selçuklu ve İran etkisi devam etmiştir. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levni, Osmanlı döneminin en ünlü sanatçılarındandır. Burada Levni ile ilgili bir parantez açmak ve onun Türk minyatür sanatı açısından bir dönüm noktası olduğundan söz etmek gerekir. Levni ile birlikte geleneksel anlayış kalıplarının kırıldığı ve kendine özgü bir biçimin ortaya çıktığı söylenebilir.
Günümüzde genel kanı, çağdaş resim sanatının minyatür üzerinde egemenlik kurduğu yönündedir. Ancak bununla birlikte minyatür sanatı, hem batıda hem de ülkemizde varlığını sürdürmekte, bazı üniversite ve diğer eğitim kurumlarında geleneksel el sanatları adı altında öğretimi de yapılmaktadır. Bugün Türkiye’de bu sanat dalının geldiği noktada, Prof.Dr. Süheyl Ünver hocanın adını anmamak ve aradaki birkaç yüzyıllık boşluğa rağmen yeniden bugünkü seviyesine taşınmasındaki çabasını ve emeğini görmemek olmaz. Yine son yıllarda bu alanda emek veren Günseli Kato, Nusret Çolpan ve Taner Alakuş çalışmaları ve eserleri ile sanatın bu özel dalına katkılarını sürdürmektedir.
Son yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İsmek Kurslarının branşları arasına Minyatür seçeneğini de ekleyerek bu sanat dalının gelişimine önemli bir katkı yapma yolunda ilerlemektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder